KAZIM KOYUNCU VE TÜM ÇERNOBİL MAĞDURLARI ANISINA
(Bir ön not: Yazılarımı önce kardeşim Serap’a okuturum. Eleştirileri doğrultusunda değişiklikler yaparım. Her zamanki gibi bugünkü yazımı da önce o okudu. Çok fazla kopukluklar olduğunu söyledi.
Ama bu kez yazıda yapabileceğim çok fazla bir değişiklik yok. Elimden gelmiyor. Çünkü beynimde yüreğimde yer alan duyguları aktarmak için gerekli sözcüklerin bulunabileceğini zannetmiyorum)
Bazen doğru sözcükleri bulmak neden bu kadar zor oluyor?
Neden bir insanı anımsamak insanın içini bu denli acıtıyor?
Sanki midene yumruk yemişsin gibi…
Gözünden bir damla yaş gelmemesine, yüzünün gülücükler saçmasına karşın neden sanki insanın içinde hüzün fırtınaları kopuyor ki?
…….
Sahi ya neden bazen doğru sözcükleri bulmak, yüreğinden taşanları sözcükler yoluyla dile getirmek bu denli zor oluyor ki?
Biliyor musunuz, bu yazıyı, (sadece şu cümleleri yazana kadar bile kaç kez çay-sigara molası vermek zorunda kaldım)
…….
Bugün size ondan, sevgili Kazım Koyuncu’dan bahsedeceğim:
Arkadaşım, yakın dostum değildi. Aslına bakarsanız onunla ilgili sadece iki anım var. Dar zamanlara sığdırılan iki küçük anı… Ama asla unutamadığım ve anımsayınca göz yaşlarımın kirpiklerimin ucundan yanaklarım yerine yüreğime süzüldüğü…
Sahi ya, acı nasıl tarif edilir ki?
……..
Cerrahpaşa’nın hüzün kokan koridorları (Hastane koridorları hep hüzün kokmaz mı zaten?) Onkoloji binasındayım. Kan tahlilleri yaptırmalıyım. Kan değerlerim uygun çıkarsa kemoterapi alabileceğim. Tıpkı diğer bütün kanser hastaları gibi…
Sevgili beyaz meleklerimizden Nebiye hemşire, her morali bozuk hastayı gördüğünde söylediği gibi,
-Sibel, Kazım Koyuncu burada. Morali çok bozuk. Sohbet etseniz ya, diyor.
Tanıştırıyor bizi…
Kan tahlilleri, doktor muayenesi, kemoterapi üçgeninde dar zamanlara sığan kısacık bir sohbet anı…
Hepimizin (her kanser hastasının) yaptığı gibi bir çırpıda hastalığını anlatıyor, teşhisini, bugüne kadar uygulanan tedavileri… Ve bir yerlerde yanlış yapıldığına inandığını söylüyor.
-Amerika’ya gideceğim, diyor. Oraya gidersem, iyileşeceğim…
Öylesine masum bir inanış ki…
Hepimizin yaptığı gibi inanıyorum. Olabilir, belki de bir yerlerde yanlış yapılmıştır. Belki de Amerika’ya giderse orada iyileşebilecektir. Kim bilebilir ki?
En uygun zamanda soluğu doktor arkadaşların yanında alıyorum. Hastalığının prognozunu soruyorum (Prognoz, tedavinin gidişatı, tedaviye yanıt verip vermeme durumu demek. Prognoz sözcüğünü tercih ediyorum. Çünkü böyle söyleyince daha az içim acıyor)
-Prognozu iyi değil!
………
Aradan aylar geçmişti sanırım. Karadeniz, Çernobil ve Kanser üzerine bir panelde yeniden gördüm onu… Volkan Konak, O ve ben birer konuşma yapacaktık.
Yine dar zamanlara sığan bir sohbet anı… Yakında Amerika’ya gitmeyi planladığını anlattı. Orada iyileşeceğine olan inancını tekrarladı.
Aramızda durumu kötüye giden arkadaşlarımıza çoğu kez yalan söyleriz. İnanmadığımız küçük beyaz yalanlar…
Ama o gün bir salaklık ettim. Yalan söyleyip,
-Bence de iyileşeceksin, demek yerine,
-Hastalığımı ilk öğrendiğim dönemlerde ben de Amerika’ya gidersem iyileşebileceğime inanıyordum, dedim…
Ve ardından sigara molası vermek için yanından ayrıldım… Stresliydim, içimde korku vardı. Birazdan panel başlayacaktı. Oysa ben, nasıl konuşacağım, paniği yaşıyordum. Çünkü, onca yoğun kemoterapinin ardından çoğu kez sözcükler uçup gidiyordu.
İnsanların karşısında embesil gibi susup kalmaktan, tek bir sözcüğü dahi anımsayamamaktan korkuyordum.
Ve panel başladı. Anladım ki yalnız değilim. İlk konuşmayı O yaptı. Anımsayınca içimde hüzün rüzgarları esen sevgili Kazım Koyuncu…
Kemoterapi ilaçları nedeniyle bazen sözcükleri unuttuğunu vb. şeyler söyleyip, konuşmasında kopukluklar olursa mazur görülmesini istedi.
Ölüm haberini aldığımda, iyileşeceğine olan inancını son ana kadar koruyan, sözcükleri tıpkı benim sözcüklerim gibi uçup giden o güzel insana ağladım. Ve göz yaşlarım her zamanki gibi kirpiklerimin ucundan yanağıma değil yüreğime süzüldü…
Aramızdan ayrılışının üzerinden 1 yıl geçti. Hala O’nu düşününce içimde bir yerler acıyor…
Çernobil konusunda verdiği mücadeleyi anımsıyorum. İnanıyorum ki, şu anda yaşıyor olsaydı, Sinop’ta yapılması planlanan nükleer santral konusunda en önde mücadele edenlerden biri olurdu.
Geride kalanlar tarafından, sevgi dolu, cesur, iyi dilek ve düşüncelerle anımsanıyor olmak ne güzel…
Güzel anılar bırakabilmek dileğiyle…
alıntıdır ..