07 Şubat 2010

Şahan: Unutsam da Olmuyor

Kategori: Şahan Gökbakar — PearL @ 11:23

Recep İvedik 3’ filmi 12 Şubat’ta vizyona girecek olan Şahan Gökbakar “Kuvvetli bir karakter olmasaydım, kendimi ‘Recep İvedik’e kaptırırdım. Ama Recep’i unutsam da olmuyor, hatırlatıyorlar

Geçenlerde yurt dışına giderken otomobilimi havalimanının otoparkına park edip fiş aldım. Uçağa binince fişe şöyle bir göz attım. Bir de ne göreyim! Adımı ‘Recep İvedik’ diye yazmışlar” dedi.

Annesi bile Recep diyor

Şahan Gökbakar nüfus cüzdanını yenilerken de aynı durumla karşılaşmış. Nüfus müdürlüğündeki memurlar ‘Adı-soyadı’ hanesine espri olsun diye ‘Recep İvedik’ yazmış.

Şahan Gökbakar “Annem bile bana telefon açtığında ‘Recebim ne yapıyorsun?’ diye soruyor. Bana Şahan diyen kimse kalmadı” diyor.

Bu arada Şahan Gökbakar “Eski sevgiliniz Doğa ile dost kalabildiniz mi?” sorusuna şu cevabı veriyor: Eski sevgiliyle dost olunmaz. O yalana asla inanmam. Görüşmüyoruz

alıntıdır

Şahan Gökbakar, hangi kadınlardan nefret ediyor?

Kategori: Şahan Gökbakar — PearL @ 10:14

Şeffaf Oda’nın bu haftaki konuğu Şahan Gökbakar ne tür kadınlara dayanamadığını anlattı. İşte Gökbakar’ın ifrit olduğu kadınlar…
Recep İvedik tiplemesiyle gündeme oturan Şahan Gökbakar Kanal D’de yayınlanan Şeffaf Oda programına konuk oldu. Şahan Gökbakar Güneri Cıvaoğlu’nun programında ne tür kadınlara dayanamadığını anlattı.

Gökbakar, “Yere düşen kadından nefret ederim ve hemen soğurum” dedi. Sıcacık bir sohbet ortamında geçen programda Gökbahar bu konuyla ilgili bir anısı da seyirciyle paylaştı.

“Sevgilime tenis kortunda bir kere kısa top attım ve kız arkadaşım fileye takılıp düşüyordu, ben de hemen o anda kortu terkettim.”

alıntıdır
kaynak : medyafaresi

Sanatçılardan işçilere destek

Kategori: Onur Akın — PearL @ 09:23

Haberler Anında Cebinizde Hürriyet Mobil

Haberler Anında Bilgisayarınızda Haber Alarmı

Haber Kaçırmaya Son Hürriyet Mind

Sitene Haber Ekle Kazan Bumerang

Sanatçılar Suavi, Onur Akın, Yavuz Bingöl ve Edip Akbayram’ın da aralarında bulunduğu bir grup, Tekel işçilerini ziyaret ederek destek verdi.

Tekel işçilerinin eylemine destek vermek üzere Kızılay’a gelen Suavi, Onur Akın, Yavuz Bingöl, Edip Akbayram, Grup Gündoğarken, Mazlum Çimen, Nebil Özgentürk, Tuğba Özay ve Ataol Behramoğlu’nun da yer aldığı grup, Sakarya Caddesi girişinde Tekel işçileri tarafından karşılandı.

Ellerindeki karanfilleri Tekel işçileriyle vatandaşlara dağıtan sanatçılar daha sonra atılan sloganlar eşliğinde Türk-İş Genel Merkezi önüne geldiler. Burada işçilere seslenen sanatçılar, “Tekel işçilerinin yanlarında olduklarını ve eylemlerini desteklediklerini” ifade ettiler.

Açlık grevindeki işçileri de ziyaret eden gruptakiler, bir süre işçilerle sohbet etti. Gruptakiler, daha sonra Tekgıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel ve sendika yöneticileriyle bir süre toplantı yaptı. Sanatçılar daha sonra çadırları gezerek işçileri ziyaret etti.

Bu arada, Ankara Emek ve Meslek Örgütleri Platformu üyeleri, Tekel işçilerine destek amacıyla Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

Tekel işçilerinden bir grup, kendilerine destek amacıyla bir günlük açlık grevi yapan Pir Sultan Abdal Derneği üyelerini ziyaret etti. Tekel işçileri, açlık grevi yapanlara desteklerinden ötürü teşekkürlerini iletti.

Açlık grevi yapan Tekel işçilerinden sağlık durumları bozulan ikisi daha hastaneye kaldırıldı.

alıntıdır

Mahsun’a inanmasam filminde rol almazdım

Kategori: Mustafa Sandal — PearL @ 09:15

Şarkı söyleyen, reklam filmlerinde rol alan Mustafa Sandal, şimdi de sinemaya adım attı. Sadece kısa fragmanı yayınlanmasına karşın çok konuşulan Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare adlı filminde rol alan Sandal “Mahsun bu işi çok iyi biliyor. Süper bir kadro kurdu. Benim bu işe dahil olmamın tek sebebi Mahsun’a ve senaryoya inanmam” diye konuşuyor

O artık sadece bir pop yıldızı değil… Hem Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi New York’ta Beş Minare filminin başrol oyuncularından biri hem de yakında özel bir kanalda başlayacak yarışma programının sunucusu… Müziğin dışında başka alanlarda da yeteneklerini gösteren Mustafa Sandal “Kariyerimde yeni heyecanlar tatmak istiyorum” diyor. Farklı alanlarda olmasının müziği ikinci plana atmadığını da söyleyen Sandal yeni filmi için de şunları söylüyor: “Kadrosu çok güçlü ve çok ciddi bir yapım. Fakat gördükleriniz daha hiçbir şey.” Bu kadar iş yoğunluğunun içinde ailesine de mümkün olduğunca vakit ayırmaya çalışan Mustafa Sandal ile yeni filmini, yakında başlayacak olan yarışma programını, projelerini ve özel hayatını konuştuk.

• Yeni filminiz ve sunacağınız yeni yarışmanız hayırlı olsun… Bu ikisi de sizi görmeye alışık olmadığımız projeler. Sizi müziğin dışında bu alanlara iten sebep neydi?

Kariyerimde yeni heyecanları da tatmak istiyorum. Bir filmde rol alıp, yarışma programı sunacak olmamın müziği ikinci plana atacağım anlamına gelmediğini de özellikle belirtmek isterim.

• Mahsun Kırmızıgül’ün yeni filmi New York’ta Beş Minare’de üç başrolden birindesiniz.

Bu film, Mahsun Kırmızıgül’ün uzun süredir hayata geçirmek istediği bir projeydi. Mahsun bu işi çok iyi biliyor. Süper bir kadro kurdu. Teaser’ı bile etkili oldu. Benim bu işe dahil olmamın tek sebebi Mahsun’a ve senaryoya inanmamdır.

• Oyunculuk zorladı mı sizi?

Beni setlerde yoran tek şey, ışık ya da teknik detaylar hazırlanana kadar dakikalarca beklemek oluyor. Bunun dışında pek sorunum yok.

• Şu an filmin fragmanı dönüyor internet sitelerinde ve en çok tıklananlar arasında. Birçok kişi “Kesin Oscar’ı alır” derken, birçok kişi de filmin konusunu çok saçma bulduğu yönünde yorumlar yapmış.

Bu kadar çok ilgi görmesindeki en büyük pay projenin sahibi Mahsun Kırmızıgül’dür. Tabii filmin güçlü kadrosu ve ciddi bir yapım olduğunun belli olması da bunda etkili. Fakat bu gördükleriniz daha hiçbir şey. Yorumlara gelince; fragmanın bile bu kadar konuşulması çok hoş. Gerçek yorumları film tamamlanınca alacağız. O zaman hep birlikte yorum yaparız.

• Filmde bir tarikat liderini Türkiye’ye getirmeye çalışan Türk polisini canlandırıyorsunuz. Türk polisinin bu tür olaylarda nasıl davrandığını incelediniz mi?

Sonuçta ben bu filmin yalnızca bir oyuncusuyum. Senaryo ne diyorsa onu oynamaya çalışacağım. Kendimce araştırmalarım ve ön çalışmalarım oldu tabii. Ama anlaşmamız gereği çok fazla detay veremiyorum.

Hayal ettiğim tabloya kavuştum

• Eşinize 1.5 milyon euro’ya villa almışsınız ve villanın zeminini ve havuzunu Denizli mermeriyle döşeyecekmişsiniz. Ki bu dekorasyonu daha önce dünyaca ünlü starlar kendi evlerine uygulamış. Türkiye’de de sanırım ilk kez siz uygulayacaksınız.

Vay be! Bu kadar bilgiyi nasıl edindiniz, çok şaşırdım doğrusu… Eşim ve oğlum için çok özel bir ev ortamı kurmaya çalışıyorum. Evin tamamını Emina Hanım ile kendi zevkimize göre dekore ediyoruz. Arkadaşlarımız aracılığıyla ve bizim internette yaptığımız araştırmalar sonucu birçok yere baktığımız doğru. Denizli’ye gittiğim de doğru. Sadece inşaat işleri bitse de evimize kavuşsam diye bekliyorum.

• Bu aralar çok yoğunsunuz, ailenize vakit ayırmak zor oluyor mu?

İşim bittiği an eve koşup ailemin yanına gidiyorum. Emina Hanım da tanınan bir şarkıcı olduğu için haliyle bu işleri biliyor ve beni çok iyi anlıyor, destek oluyor. Ayrıca işim gereği maalesef küçük ayrılıklar yaşayacağız. Ancak, iyi biliyorum ki oğlum büyüyüp izlediğinde babasını ve filmi çok beğenecek.

• Babalık nasıl gidiyor?

Süper! Oğluma her baktığımda hayatımdaki en doğru kararı verdiğimi anlıyorum. Geçenlerde ‘Bir daha anneni üzmeyeceksin söz mü’ dedim, yanıma usul usul geldi ve yarım ağızla “Şöz, şöz” deyince içime sokasım geldi… Babalık böyle bir şeymiş demek ki, onun küçücük bir kelimeyi öğrenip söylemesi bile seni mutlu edebiliyor. Artık büyüdüğü için de birlikte oyunlar oynuyoruz. Fırsat buldukça banyoya sokup ellerimle yıkıyorum. Bir de annesiyle birlikteyken, uzaktan ikisini izleyip ‘İşte ömrüm boyunca hayalini kurduğum tablo buydu’ diyorum.

Allah magazin muhabirlerine kolaylık versin!

• Yakında Kimsin Sen adlı bir yarışma programı sunacaksınız. Biraz bahseder misiniz?

Kimsin Sen, dünyada çeşitli ödüller almış güzel bir yarışma programı. Özel bir kanalda hafta içi her akşam ana haber öncesi yayınlanacak. Yarışmacı, önünde duran 12 kişiyi, yine önünde duran 12 kimlikle eşleştirmeye çalışarak 150 bin TL için yarışacak.

• Ekranda fazla görünecek olmak sizde bir endişe yaratıyor mu?

Hayır, öyle bir endişem yok. Sonuçta müziğimi seven kitlenin beni takip etmeye devam edeceğinden eminim. Ayrıca televizyon farklı bir kulvar. Sonuçta, güzel bir işle insanların karşısına çıkacağım. Ben yine kendimi özletmesini bilirim siz hiç merak etmeyin.

• Yeni reklam filminizde bir magazin muhabirini canlandırıyorsunuz. Rol için bile olsa bir magazin muhabiri olmak nasıl bir duygu?

Evet, yeni reklamda rol icabı muhabirlik yaptım ve işinizin ne kadar zor olduğunu anladım. Allah hepinize kolaylık versin ne diyeyim, o kadar insanla uğraşıp ağzından birkaç kelime almaya çalışmak gerçekten de ciddi bir emek, sabır ve yetenek gerektiriyor.

Röportaj : Hale Ceylan BARLAS
alıntıdır

MaNga’nın rakipleri

Kategori: Manga — PearL @ 09:07

Manga’nın rakipleri belli olmaya başladı2010 yılında düzenlenecek Eurovision şarkı yarışmasında ülkemizi temsil edecek olan MaNga’nın rakipleri yavaş yavaş belli olmaya başladı.

2010 Eurovision şarkı yarışması bu yıl Norveç’in Başkenti Osla’da düzenlenecek. Geçen yıl Alexander Rybak’ın Fairytale şarkısıyla birinciliği kazanan Norveç, yarışmanın hazırlıkları için yaklaşık 17 milyon Avro’yu gözden çıkardı.

NORVEÇ’İN ÇİFTE HEYECANI

Eurovision şarkı yarışmasını yarı final ve final günleri 25, 27 ve 29 Mayıs 2010 tarihlerinde gerçekleşecek. Bunun nedeni ise bu yıl Şampiyonlar Ligi finalinin de Norveç’te düzenleniyor olması.

Yarışmaya 39 ülkenin katılımı kesinleşti. Gürcistan bir yıllık aradan sonra yeniden katılacaktır. Ayrıca Andorra, Çek Cumhuriyeti, Karadağ ve Macaristan bazı sebeplerden dolayı yarışmadan çekildi.

MANGA BİRİNCİLİK İÇİN KİMLERLE YARIŞACAK?

Almanya’da düzenlenen MTV müzik ödülleri yarışmasında birinci olarak büyük bir başarıya imza atan MaNga’nın rakipleri birer birer belli olmaya başladı.

Şimdiye kadar 8 ülke yarışmaya katılacak adaylarını belirledi. İşte MaNga’nın rakipleri:

- Arnavutluk: Juliana Pasha
- Belçika : Tom Dice
- Bosna-Hersek: Vukašin Brajic
- Finlandiya : Kuunkuiskaajat
-Gürcistan : Sofia Nijaradze
- İsrail : Harel Skaat
-İsviçre : Michael von der Heide
- Ukrayna : Vasyl Lazarovich

EUROVİSİON ŞARKI YARIŞMASI KURALLARI

Yarı final’de yarışacak 34 ülke 7′şer gruba ayrılarak kürelere konulacak ve çekiliş yapılacak. Bu Gruplarda bu sene getirilen uygulama ile birbirine Diaspora ( komşu ülke ) oyu veren ülkeler engellenecek.

* 1. yarı final 25 Mayıs 2010 ve 2. yarı final ise 27 Mayıs 2010′da Telenor Arena’da gerçekleştirilecektir.
* Toplam 34 ülke, her bir yarı finalde 17 ülke olacak şekilde yarı finallerden birinde yarışacaktır.
* %50 halk oylaması ve %50 jüri oylaması sistemi ile yapılacak olan oylamalarda, yarı finalde ilk 10′a girebilen ülkeler, finale yükselecektir.
* Yarışmacıların hangi yarı finalde yarışacağı Şubat ayının ortalarında belirlenecektir. Otomatik olarak finale çıkan ülkelerin hangi yarı finalde oy kullanacağı da Şubat ayında belirlenecek.
* 22 Mart 2010′da yarışmacıların kaçıncı sırada sahneye çıkacakları belirlenecektir.
* Final gecesi, 29 Mayıs 2010′da Telenor Arena’da gerçekleştirilecektir.
* Yarışma kurucuları Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve İspanya ile ev sahibi Norveç otomatik olarak finalde yer alacaklardır.
* 25 Mayıs ve 27 Mayıs’ta gerçekleştirilecek olan iki yarı finalden 10′ar ülke finale çıkacaktır. Final gecesi toplam 25 ülke yarışacaktır.
* Final gecesi oylama sistemi 2009′da olduğu gibi %50 halk oylaması ve %50 jüri oylaması ile olacaktır.
* 22 Mart 2010′da yarışma kurucuları ve Norveç’in kaçıncı sırada sahneye çıkacağı belirlenecektir. Yarı finallerden sonra finale yükselen ülkeler kura çekimiyle final sıralaması listesine eklenecektir.

alıntıdır

Hülya Avşar’ın sağlığında son durum

Kategori: Hülya Avşar — PearL @ 08:40

Uludağ’da kayak yaparken bacağı kırılan sinema sanatçısı Hülya Avşar’ın ameliyatı başarılı geçti

Uludağ’da snowboard yaparken düşerek bacağını kıran sinema oyuncusu Hülya Avşar’ın ameliyat olduğu, koltuk değnekleriyle yürümeye başladığı bildirildi.

Acıbadem Bursa Hastanesi Ortopedi Bölümü Sorumlusu Doç. Dr. Nadir Şener, yaptığı yazılı açıklamada, dün Uludağ’da snowboard yaparken düşen Hülya Avşar’a ilk müdahalenin Acıbadem Uludağ Polikliniğinde yapıldığını belirtti.

Avşar’ın sağ baldırındaki iki kemiğinde kırık tespit edildiğini ifade eden Şener, şunları kaydetti:

”Acıbadem Bursa Hastanesine nakledilen Avşar aynı gece ameliyata alınmış (intramedüller çivi ameliyatı), ameliyat başarılı geçmiştir. Pazar günü itibarıyla genel durumu ve sağlığı iyi olan Avşar, koltuk değnekleriyle yürümeye başlamış ve moralinin de gayet yerinde olduğu gözlemlenmiştir. Hastamız birkaç gün daha hastanemizde takip edilecektir. Kaynama süresi kırıktan kırığa değişmekle beraber bu tip kırıklarda ortalama 3 ay kadar sürmektedir. Bu kırık, uzun vadede hastamızın spor hayatını etkilemeyecektir.”

alıntıdır

Dikkatli ve mesafeli

Kategori: Beyaz — PearL @ 07:02

Kanal D’deki Beyaz Şov’da, Beyazıt Öztürk, Arda Turan’ın sevgilisi Sinem Kobal’a mesafeli davrandı.

Beyaz’ın Kanal D’deki şovuna önceki gece ‘Romantik Komedi’ filminin oyuncuları konuk oldu. Kadroda Beyaz’ın geçen yıl hoşlandığı, bunu da açıkça dile getirdiği Sinem Kobal vardı.

Bilindiği gibi; Sinem Kobal şu sıralar Galatasaray’ın kaptanı Arda Turan ile aşk yaşıyor. Beyaz’ın kalbi ise hâlâ boş. Program boyunca Beyaz ile Sinem Kobal dikkatli ve mesafeli davrandı. Beyaz bir ara Sinem Kobal’ın yanına gidip espriler yapmayı ihmal etmedi.Beyaz geçen yıl Sinem Kobal ile ilgili şunları söylemişti: Sinem çok hanımefendi, çok doğru, inanılmaz düzgün. Gerçekten hoş. Açıkcası şu anda aramızda adı konmuş bir durum yok.Herkes birbirini nasıl tanıyorsa biz de birbirimizi öyle tanımaya çalışıyoruz. Sohbetimiz var, arkadaş ortamımız aynı. Ben kendisini tanımak istiyorum

alıntıdır

Şarkılarını aşıklar için söyleyecek

Kategori: Bengü — PearL @ 06:59

Ankara’da 14 Şubat Sevgililer Günü öncesinde eğlenece mekanları son hazırlıklarını yaparken, ünlü şarkıcı Bengü, 312 Arena ve Vokaliz Organizasyon işbirliğiyle Ankara’ya geliyor.

Bu sene ‘İki Melek’ isimli albümü ile müzik dünyasında hızlı bir çıkış yakalayan ve müzik severler tarafından büyük beğeni toplayan Bengü, Sevgililer Günü’nde de mesai yapıyor.

Konser saat 23.00’te başlayacak

Bu kez şarkılarını aşıklar için söyleyecek olan Bengü, “Şarkılarım gerçek aşkı yaşayan insanlar için olacak. Aşıklar benim şarkılarım ile tekrar aşka gelecek, çok güzel eğlenip coşacağız” diyor. İster balkonda özel masanızda veya minderlerde, ister sahne önünde Bengü ile karşı karşıya eğlenme imkanı bulunacak konser, 312 Arena’da saat 23.00’de başlayacak.

alıntıdır

06 Şubat 2010

“Recep seviliyor çünkü o iyi kalpli bir öküz”

Kategori: Şahan Gökbakar — PearL @ 10:00

Gişe rekortmeni “Recep İvedik” serisinin üçüncü filmi önümüzdeki hafta vizyona girecek. Şahan Gökbakar yarattığı karakteri “iyi kalpli kıllı bir ayı” olarak tanımlıyor. Kardeşi yönetmen Togan Gökbakar’a göre bu filmde Recep’i daha yakından tanıyacağız. Onunla oturup dertleşmiş gibi olacağız

Şahan Gökbakar’ın canlandırdığı,
“Recep İvedik”in üçüncü filminde yönetmen koltuğunda ilk iki filmde de olduğu gibi Şahan Gökbakar’ın
kardeşi Togan Gökbakar var.
İki kardeşle “Recep İvedik”lerin yapımcısı Faruk Aksoy’un ofisinde bir araya geldik ve filmlerinin nasıl olup da her defasında gişe rekoru kırdığını, abi-kardeş beraber çalışmanın zorluklarını ve gündemden düşmeyen Cem Yılmaz’la kıyaslanma meselesini konuştuk.
Şahan Gökbakar “Recep ile ilişkimiz de biraz şizofrenik. Bazen o benim hayatımı yaşıyor bazen ben onunkini” diyor. Hiç de haksız sayılmaz zira söyleşi boyunca kah
Recep oldu kah Şahan. Kısacası röportajın verdiğimiz gülme molaları hariç üç saat sürmesine şaşırmamalı…

“Recep İvedik”i film karakteri yapmaya nasıl karar verdiniz? O dönemden bahseder misiniz?
Şahan Gökbakar: 2007’nin mayıs ayıydı galiba. NTV’de program yapıyordum. Amacım yeni şeyler yapmaktı. Ama televizyonda çalışırken bu kolay değil. Mesela yeni bir skeç hazırlıyorsunuz televizyonun müdürü komik bulmazsa yayımlayamıyorsunuz gibi durumlar var. Çok sıkılmıştım. Ekibe “Ben artık TV’ye iş yapmak istemiyorum. Sinema filmi çekelim” dedim. Recep İvedik üzerine kafa yormaya başladık. Temmuza kadar senaryo üzerinde çalıştık. Ay sonunda da çekimlere başladık. Tabii arada çok zorlu bir yapımcı arama süreci yaşadık. İstanbul’daki tüm yapımcıların kapısını çaldık, kimse filmi yapmak istemedi.
n Recep İvedik televizyon şovunuzda da olan ve internette çok izlenen bir skeç karakteriydi. Yapımcı bulamamanıza şaşırdım…
Şahan G.: İnternetten izleyen ve seven kitle fazlasıylagençti. Yapımcılar “Recep İvedik kim?” diyorlardı. Hatta Faruk Aksoy bile aynısını söyledi. İnternetten izlettirdikten sonra ikna oldu.

“Çok basit bir amacım var: Komik olmak ve insanları güldürmek”

Israr etmenizin nedeni neydi?
Bu kadar başarılı olacağınızı nereden biliyordunuz?
Şahan G.: Benim çıkış noktam komiklik. Recep İvedik projesinde güvendiğim yegane şey de bu. Çok basit bir amacım var: Komik olmak ve insanları güldürmek. Projenin bu noktaya gelmesini tabii ki ben de hayal edemiyordum ama rakamsal bir şey istersen kendi kendime “En azından 1,5 milyon kişi izler” diyordum. Bir de Recep düz bir karakter değil, 3 boyutlu çok değişken bir tip. Onun bu yönüyle insanlara kendini sevdireceğini de biliyordum.

Togan Gökbakar projeye nasıl dahil oldu? Başından beri yönetmen olarak aklınızda onun ismi mi vardı?
Şahan G.: Kafamda Togan çeksin diye bir şey yoktu. Fatih Aksoy “Haydi bu filmi yapalım” dediğinde “Kim çeksin?” diye sordu. “Kardeşim sinema TV okudu.
25 yıldır aynı evde oturuyoruz. Beni en iyi o anlar.
Zamanlamamı en iyi o bilir. İstersen konuş”
dedim. Togan’la kafaları uyuştu.
Togan G.: Dışarıdan abi-kardeş şirketleşmesi gibi gözüküyor ama böyle bir şey yok. Hiçbir yapımcı şunun kardeşisiniz, bunun kuzenisiniz diye böyle büyük bir projeyi size emanet etmez. Güveniyor ki ediyor.
Şahan G.: Fatih abi “Togan tam kafamdakini anlattı” dedi. Ha anlaşamasalardı, Fatih abi “Başkası çeksin” deseydi ben bu filmi yapmaz mıydım? Hayır yapardım. Bunu Togan da biliyor. Zaten adam yeteneksiz
olsa ilk filmden anlaşılırdı,
ben de onunla çalışmaya devam etmezdim.

“Her filmde Recep’in farklı bir yönünü tanıyoruz” demişsiniz. Üçüncü filmde nasıl bir Recep var?
Şahan G.: İlk filmde kabalığının yanı sıra kızla ilgili durumlarda çok çekingen, insanların içinden “Ah canım ya” dedikleri bir tipti. İkinci filmde bu naif hallerinden eser yoktu, agresif ve saldırgandı. Üçüncü filmde yine birincideki duygusal Recep’i göreceğiz.
Togan G.: Bu filmde Recep’i daha
derinlemesine tanıyacağız. Bizi yine bol bol şaşırtacak. Onun bu kadar çok sevilmesinin nedenlerinden biri de bu. Seyirciyi hep ters köşeye yatırıyor. “Recep bunu bilmez” diyorsun scuba diving terimlerini ezberden sayıyor sonra Starbucks’a gidip oralet istiyor. Scubayı bilen adam Starbucks’ı bilmez mi? Recep bilmiyor işte.

“Bizim seyirciyi güldürürken düşündürmek gibi bir derdimiz yok”

Recep İvedik sevildiği kadar eleştiriliyor da…
Şahan G.: Eleştiriler beni şekillendirmediği için onu da şekillendirmiyor. 2004’te TV sektöründe çalışmaya başladığımdan beri çok negatif ve çok pozitif eleştiriler aldım. Biri “Sen muhteşem işler yapıyorsun” dediğinde kendimi tanrı gibi hissetmiyorum ve birinden negatif bir eleştiri duyduğumda da “Gidelim buralardan” moduna girmiyorum. Recep İvedik bir komedi filmi. Üzerine bu kadar kafa patlatmak, sosyolojik araştırmalar yapmak saçma. “Yok efendim içimizdeki hayvana mı hitap ediyormuş, yok efendim çocuklarımızı birer küfür makinasına mı çevirecekmiş”. Bizim mesaj vermek, güldürürken düşündürmek gibi bir derdimiz yok. Senaryoyu yazarken hem güldürüp hem ders verebileceğimiz bir noktaya gelirsek hemen geri dönüyoruz çünkü Recep bu değil. O sadece komik.

Film her defasında izlenme rekorları kırıyor. Milyonlarca kişi izliyor. Çok mu açmışız gülmeye?
Şahan G.: İnsanlar Recep’i seviyor çünkü o çok iyi kalpli bir öküz. Kıllı, kocaman iyi kalpli bir ayı. Bu görüntüsü en çok çocukları cezbediyor. İçi dışı bir Recep’in. Bunu çocuklar anlıyor.
Togan G.: Bence de Recep İvedik’in en önemli özelliklerinden biri çocuk gibi olması. Toplumsal perdeleri yok, aklından geçeni pat diye söylüyor.
Bu pervasızlık çocukluğumuzda sahip olduğumuz
ama büyüyünce yitirdiğimiz bir özellik.
Şahan G.: Ben de toplumsal kuralları takan, “Politically correct” olmak için uğraşan biri değilim. Bir komedyen olarak da hep bu özelliğimden beslenmişim. Bunu Recep’le keşfettim. İnsanları söylemek isteyip de söyleyemedikleri durumlar üzerinden güldürmüşüm. Recep’in ikinci filmde iş adamlarının karşısında geçip konuştuğu sahne gibi. Herkesin içinden o konuşma geçer belki ama kimse çıkıp öyle konuşamaz.

“İyi gişe yapan filmlerin devamı çekilir. Harry Potter da seri, Matrix de. Onlar akıllı da biz mi değiliz?”

Dördüncü filmi planlamaya başladınız mı?
Şahan G.: Hayır. Film vizyona girsin tepkileri görelim. Haziranda Togan’la kafa dinleme tatiline çıkarız. O tatilde konuşur karar veririz.
Togan G.: İlla dördüncü filmi çekeceğiz diye de bir şey yok. İçimize sinmeyen bir projeye imza atmayız.
Şahan G.: Dünyada da bir film iyi gişe yaptıysa ikincisi, üçüncüsü çekilir. Harry Potter da seri, Matrix de. Onlar akıllı da biz mi değiliz.

“Bence ilişkiyi açıklamamak saçma. Bergüzar ve Halit gibi mi yapsaydık?”
Gelelim aşk meselesine. Geçen hafta Merve Sevi ile bir ilişkiniz olduğunu açıkladınız. Nasıl gidiyor?
Şahan G.: Bence bir ilişki varsa bunu açıklamamak çok saçma. Halit ve Bergüzar gibi mi yapsaydık? Aylarca arkadaşız dediler, şimdi bebek bekliyorlar. Zaten el ele görecektiniz, sizden önce davrandım ve açıkladım. Daha çok yeni. Her şey çok güzel gidiyor.

Yaş daha 29 ama sorayım. Evlilik, çoluk çocuğa karışma planlarınız var mı?
Şahan G.: Var. İyi bir baba olacağımı hissediyorum. 55-60 yaşlarıma geldiğimde etrafımda insanlar olsun isterim. Yalnız bir yaşlılık geçirmek istemem. Ama şu yıl evlenirim diye kesin bir şey yok.

“Togan’ın kız arkadaşları genelde benden çekinir”

Yakın iki arkadaş ve kardeş olarak kız arkadaşlarınızın da mutlaka iyi anlaşmalarını bekliyor musunuz? Diyelim ki birinizin kız arkadaşı ötekini sevmedi. Ne oluyor?
Şahan G.: Kızlar birbirini sevmezse kızları bırakıp biz iki kardeş devam ediyoruz. Zaten sevgili olarak seçtiğimiz insanların seviyeleri, davranışları, karakterleri ve duruşlarının benzer olmasına dikkat ediyoruz. Ama Togan’ın kız arkadaşları benden çok çekinir.

Neden?
Togan G.: Ünlü ya. Kızlar önce bir geriliyor.
Şahan G.: “Ne sakin kızmış” diyorum, Togan “Abi o senin yanında öyle” diyor.

“Romantiğizdir, çıldırtıcı sürprizlerimiz ünlüdür”

“Süper anlaşıyoruz. Zıtlıkların uyumunu yaşıyoruz” diyorsunuz ya. Peki kız arkadaş seçiminizde durum nasıl? Togan’ınkiler Şahan’a, Şahan’ınkiler Togan’a mı benziyor?
Şahan G.: Hayır insan ilişkilerde kendine benzeyen kişileri tercih ediyor galiba. Ben zıpır, eğlenceli insanları, Togan ise sakin, sessiz, uzun uzun sohbet edeceği kızları tercih eder.
Togan G.: Bu konuda ne kadar kesin konuşabiliriz ki? Sakine de heyecanlıya da âşık olabilirsin.
Şahan G.: Öyle de insan bir noktadan sonra “Abi sakin kız bana gelmez” diyebiliyor. Deneme yanılma metodu tabii. Bu arada ikimiz de romantiğizdir. Burada anlatamayız ama çıldırtıcı sürprizlerimiz ünlüdür.

“Annemi ‘Benim al yanaklı çocuklarım İstanbul’da kurtlar sofrasında ne yapar?’ korkusu sardı”
Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
Şahan G.: Çocukluk denilince aklıma tenis ve Ankara geliyor.
Togan G.: Annemiz çalışıyordu. Ben 8-9 Şahan da 12-13 yaşlarındaydık. Baktı ki tüm gün televizyon karşısında geçiriyoruz. Bizi tenise yazdırdı.
Şahan G.: Ben sporcu disiplinine ayak uyduramadığım için o kadar iyi değildim de Togan Ankara üçüncüsü falan olmuştu. Zaten kendisi aynı zamanda ÖSS Türkiye 50’ncisi.

”Ailede tek bir sanatçı yok. Herkes mühendis”

Aranızdaki haylaz çocuğun oyunculuğa yönelmesine şaşırmıyorum da okul birincisi, matematik dehasının sinema-televizyon okumasına şaşırıyorum…
Şahan G.: Bizim aile ODTÜ mezunu. Matematik-fen okumuşlar. Herkes ya mühendis ya doktor…
Tek bir sanatçı yok, öyle söyleyeyim. Anneme “Ben oyuncu olacağım” dediğim zaman çok ağladı. Klasik “Oğlum sen okulunu bitir,
bileğine altın bileziğini tak sonra
hobi olarak yaparsın” lafları. Çok zor ikna ettim. Hani “Eski Yeşilçam oyuncusu, şimdi sokaklarda ve aç” haberleri var ya. Annemin aklındaki görüntüler onlar. “Ankara’nın bağrından kopan al yanaklı çocuklarım İstanbul’da kurtlar sofrasında ne yaparlar?” korkusu sardı kadını.
Togan G.: Şahan eve sinema dergileri alırdı. Onları okumayı severdim. Merak sarmıştım. Şahan bu sancılı karar dönemiyle benim için de yolu açmış oldu. Ömür boyunca takım elbise giyip, sıkıcı ofislerde çalışmak istemediğime karar verdim.

Film çekmediğiniz zamanlarda beraber neler yapıyorsunuz?
Togan G.: İki tane 20’li yaşlarındaki erkek ne yaparsa onları yapıyoruz. Playstation oynuyoruz, tatile
gidiyoruz, gece dışarı çıkıyoruz.
Şahan G.: Biz bir de çok
konuşuruz. Saatlerce muhabbet ederiz.
O saptamalar yapar ben yorumlarım, ben bir fikir sunarım o yorumlar.

“Cem Yılmaz’ın Recep İvedik ile ilgili agresif tavırlarını sizinle beraber izliyorum”
Bir röportajınızda Cem Yılmaz hayranı olduğunuzu okumuştum, hatta size bir peçete imzalamış. Çerçeveletip salona asmışsınız…
Şahan G.: Cem Yılmaz konusunda konuşurken dikkatli oluyorum. Çünkü onun hakkında ne söylesem farklı yansıtılıyor. Mesela “Cem Yılmaz’dan beni ve tüm insanları güldürmesini bekliyorum” dedim. Ertesi gün başlık: “Cem Yılmaz önce beni güldürsün.” Sana hikayeyi en baştan anlatayım. Evet öyle bir peçete gerçekten var.
Ben orta üçüncü sınıftayken arkadaşlarımın Cem Yılmaz diye birinden bahsettiklerini duydum. Şöyle komik, böyle harika diye. En çok da kızlar anlatıyordu. Aradan birkaç ay geçti gazetede Cem Yılmaz’ın Milli Eğitim Şura Salonu’nda ilk Ankara gösterisini yapacağını öğrendim ve bilet aldım.
Ömrümde izlediğim en değişik gösteriydi, çok etkilendim ve seyirciler boşalıncaya kadar bekledim. Sonra da bir şekilde kulise girip Cem Yılmaz’ı buldum. “Sizi çok beğeniyorum. Bana bir hatıra vermenizi istiyorum” dedim.
O da masanın üzerindeki peçetelerden birine bir karikatür çizip imzaladı.
Ben de o peçeteyi çerçevelettim,
hâlâ da evimin duvarında duruyor.

Daha sonra ne zaman bir araya geldiniz? Hatırladı mı sizi?
Şahan G.: Yok tanımadı. Zaten tanımasını da bekleyemezsiniz. Ben de şimdi binlerce kişiye imza veriyorum, aradan yıllar geçince tanımam mümkün değil. Aradan yıllar geçti, ben İstanbul’a geldim TV 8’de program yapmaya başladım. Telefonum çaldı açtım, Cem Yılmaz. “Seni izlerken çok gülüyorum ve başarılı buluyorum. Tanışmak isterim” dedi. Bir araya geldik ve çok iyi anlaştık. Cem benim çekimlerime gelmeye ve kamera arkasında oturup izlemeye başladı. Bir gün “Ben de oynayayım mı?” dedi. Bu benim için büyük onur, hayran olduğum adam benimle beraber iş yapmak istiyor. İlk başta biraz tedirgin oldum ve “Yok abi oynama”dedim. O, “Niye yahu beraber eğlenecektik ne güzel” diye ısrar edince de Cinci Hoca projesini çektik. İnsanlar bayıldı tabii. Hatta basında “Cem Yılmaz Şahan’a el verdi” diye haberler falan çıktı. Ama ben bu durumdan pek fazla hoşlanmadım. Başından beri her şeyi kendim başarmak istediğim için o el verme durumu bana pek uymadı. Aradan zaman geçti eskisi kadar görüşememeye başladık. Derken bir buçuk sene kadar önce bir sabah gazeteyi bir açtım Cem Yılmaz röportaj vermiş başlık da “Şahan’dan çok umutluydum ama olmadı. Gelecek vaat etmiyor.” Ben de bir hafta sonra başka bir gazeteye onunla ilgili görüşlerimi açıkladım. O gün bugündür de karşılaşmadık. Recep İvedik ile
ilgili “İzlemedim o filmi” açıklamalarını ve agresif tavırlarını sizinle beraber izliyorum.

Yanlış anlaşılma olmuştur diye düşünüp aramadınız mı kendisini?
“Niye böyle söyledin?” diyebilirmişsiniz…
Şahan G.: Hayır aramadım çünkü çarpıtılacak sözler değildi. Yani bir editör kafasına esti diye öyle bir başlık atamazdı. Ayrıca ortada yanlış anlaşılma varsa konuşan kişi aramalı. Mesela geçenlerde Demet Akbağ aradı. Bir yerde Recep İvedik ile ilgili bir şeyler söylemiş aralarından kötü olanı başlık yapmışlar. “Şahancım hep pozitif konuştum, farklı yansıtılmış, çok üzüldüm” dedi. Ben de “Ne demek. Sizin benim hakkımda konuşmanız yeter” dedim.

Kırgın mısınız Cem Yılmaz’a?
Hayır. O benim için Türkiye’deki çok başarılı komedyenlerden biri. Yaptığı şeyleri bir izleyici olarak keyifle izliyorum. Ona karşı kişisel bir hasetim ve derdim yok. Kısacası hayatımın merkezinde Cem Yılmaz ile ilgili bir yarış, ona laf yetiştirme telaşı falan yok.

“Türkiye’nin en komik adamı değilim.Yaptığım proje Türkiye’nin en komik projesi.”
Basında hakkınızda sık sık negatif haberler çıkıyor. Yanlış tanıtıldığınızı düşünüyor musunuz?
Şahan G.: Evet. Biraz kibirli ve zor biri olarak tanıtılmaya çalışıldığım doğru ama yazılıp çizilenler beni rahatsız etmiyor. Zaten insanların sizi nasıl yansıtmaya çalıştıkları değil sizin nasıl davrandığınız önemli. Beni seven, takip eden insanlar var. Onların düşüncelerini de kolay kolay
hiçbir şey değiştiremez. Telefonuma tanımadığım numaralardan çok
güzel mesajlar geliyor. Yolda
“Abi senin için yine neler yazmışlar. Takılma, böyle devam et” diyorlar.

Mahkemeye başvurdunuz mu bu haberler için?
Şahan G.: Hayır, mahkemeye başvurursam konunun daha da uzamasını sağlarım. Türkiye’deki hemen hemen bütün köşe yazarları ve eleştirmenleri “Bu film iğrenç sakın gitmeyin” dedi. Gişeleri gördük. Buradan da şunu anlıyoruz ki o yazıların toplum üzerinde zannedilen kadar büyük bir etkisi yok. Ama o yazıları yazanlara da hak veriyorum.
29 yaşından genç bir adam, magazinsel bir hayatı yok, bar kapılarında göremezsiniz, skandal aşk ilişkileri yaşamaz, ünlü arkadaşları yoktur. Tüm bunlar doğal olarak merak uyandırıyor. “Bu herif nasıl bir herif?” diyor insanlar. Negatif haberlerle de kışkırtıp “Bakın hiç de öyle değilmiş” demek istiyorlar. Gaza gelmiyorum. Bu da özgüvenimden kaynaklanan bir şey.

Türkiye’nin en komik adamı olmak gibi bir iddianız var mı? Öyle misiniz?
Şahan G.: Ben Türkiye’nin en komik adamı değilim. Yaptığım proje Türkiye’nin en komik projesi. Bu hep böyle devam edeceği anlamına da gelmiyor. Yarın öbür gün başka bir iş yaparım, beğenilmez. İnsanlar projelere tepki verir kişilere değil. Türkiye’nin en komik adamı diye bir unvan olmasına karşıyım. İnsan hayatı çan eğrisi gibidir. Bazen en üst kısımdasınızdır bazen de en alt. Her iki durumun da kalıcı olma garantisi yoktur.

Şahan benim hayatımın ilginç şeyler yaratma jeneratörüdür.
Şahan G.: İlişkimizin böyle olması Togan’ın başarısıdır. O çok sakin, sabırlı ve olgun bir adam. Ben kolay sinirlenen, ani tepkiler veren, duygularıyla hareket eden biriyim.
Togan G.: Birbirimize hep isimlerimizle hitap ettik. Zaten aramızda çok yaş farkı da yok. Ben 25 Şahan 29.
Şahan G.: Çoğu zaman kimin abi kimin kardeş olduğu da pek belli değil. Birçok konuda Togan’dan tavsiye alırım, bana yol gösterir.

alıntıdır

Elif Şafak ve Sertap Erener bir araya gelirse : İşte sonuç!

Kategori: Sertab Erener — PearL @ 09:31

Birlikte yaşadığımız erkekler konusunda ikimiz de şanslıyız…

Duyguların derin sularına dalan iki kadın… Biri şarkılarıyla sızıyor ruhumuza, diğeri romanlarıyla… İkisinin de yarattığı etki, kitleler üzerinde çok güçlü. Ama duyguların çok derin sularına dalmak, bir vurgun yeme riskini de bulundurmaz mı? Karlı bir öğleden sonra, Four Seasons’a doğru giderken aklımda olanlar bunlardı. Ama biz üç kadın, hoş bir odada, bir masanın etrafında buluşunca, cümleler aldı başını gitti. Hava karardı, sözler bitmedi. Aşktan, hayal kırıklıklarından, hayallerden ve erkeklerden de konuştuk… Aşkla ilgili Elif Şafak’ın gülümseyerek söylediği cümleye çok güldü Sertab Erener ve onayladı. “Sertab’la ikimizin en şanslı olduğumuz konulardan biri, birlikte olduğumuz erkekler,” dedi Şafak, “İkimiz de uzaylı tabir ettiğimiz erkeklerle birlikteyiz…” Maneviyatın kuvvetli olduğu, sadece yaratmak ve üretmekle sınırlı kalmayan, küçük kadınca şeyleri de paylaştıkları bir dostlukları var Elif Şafak’la Sertab Erener’in. Sohbetin sonunda, yıllar sonra gelişen bu dostluğun hiç tesadüfi olmadığına, birlikte çok önemli şeyler yapacaklarına inandım.

ELİF ŞAFAK
Kimsenin kimseye alınmadığı, herkesin rahat, mütevazı, kendisi olabildiği bir ortamı yaşıyoruz birlikte. Sertab’la ikimizin ortak noktası mistisizm. Bir de enerjini, vaktini kendini geliştirmeye yöneltmek. Hani oturup insanlarla dedikodu yapmaya, negatif enerji üretmeye değil… Affedememek inanılmaz bir yük. Yani öfke de bir yük, kızgınlık da bir yük. Hayata devamlı kızgın olmak nasıl bir yük insanın üstünde… Onları attıkça işte insan özgürleşiyor, gençleşiyor. Gelinlik giymedim. Ben ‘Asla evlenmem,’ diyen biri olarak evlendim, onun için aslalarla konuşmamayı öğrendim.

SERTAB ERENER
Orta yaşta, çok sıkı sıkıya dostluklar kurabilmek zordur. Ama biz Elif’le öyle bir yakınlık bulduk birbirimizde. Elif kendi hayatını ve kendi kalbini açıp, o kitaplarda bize kendi dünyasını anlatıyor. Egomuz var tabii, ama onunla nasıl başa çıktığın, nasıl yönlendirdiğin, nasıl idare ettiğin önemli. İşte o noktada biz ikimiz de ünle pek ilgilenen insanlar değiliz. Bir demo yaptığımda hemen Elif’e dinletiyorum. Fikrini alıyorum, Elif’e diyorum ki, ‘Hadi birlikte bir şeyler yazalım.’ Yapacağız inşallah. Krishnamurti’nin İlişki Üzerine diye bir kitabı vardı. Onu hatmettim ve hayatla olan ilişkimi kurarken, hayatla her gün yeniden tanışıyormuş gibi, kafamdaki kayıt mekanizmasını unutup sıfırdan başladım.

- Ne zaman başladı bu dostluk?
- E.Ş: Bizim aslında biraz daha geniş bir dost grubumuz var. Özel görüşmenin dışında bir grubun parçası olarak çok bir araya geliyoruz.
- S.E: Dost meclisimiz var Elif’in dediği gibi, ama ben Elif’i, yazdığı kitaplardan da onun bütün dünyasını okuyan ve bilen biri olduğum için ilk tanıştığımız andan itibaren böyle yaşlılık demeyeyim de süregelmiş bir dostluk hissettim. Elif kendi hayatını, bütün kalbini ve gönlünü açıp, o kitaplarda bize kendi dünyasını anlatıyor. Onun bütün kalbini, gönlünü biliyorum kitaplarından. Kendimi çok yakın hissediyorum ona. Duruluğu, dil yeteneği müthiş. Elif’i ilk gördüğüm andan itibaren sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi geldi.

- Aynısı mı oldu size de?
- E.Ş: Sanki zaten önceden beri tanışıyorduk, bugün de devam ediyoruz arkadaşlığımıza. Onun için siz ‘Dostluğunuz ne zaman başladı?’ diye sorduğunuzda ben kalakaldım. Kafamda bir başlangıç duygusu yok, öyle bir milat yok.

- İki ünlü yaratıcı kadının iyi arkadaş olması, pek rastlanılan bir durum değil bizim ülkemizde…
- S.E: Ego çok önemli bir şey, ego olmasa dünyada yaşadığımız hiçbir şeyi yapamazdık. Var oluşumuzun nedeni o; onu sevip, koruyup, okşamalı ama ‘ünlü’ kelimesi bizim peşinde olduğumuz bir şey değil. Bizim dost meclisimizde de çok değerli insanlar var. Hepimiz aynı ortak yerde buluştuk. Bazen esprilerimizin dozu diğer insanlara göre pek ağır kaçabiliyor, ama bizim mecliste kimsenin pek umurunda olmaz.
- E.Ş: Kimsenin kimseye alınmadığı, herkesin rahat, mütevazı, kendisi olabildiği bir ortamı yaşıyoruz birlikte. Kimse aşırı alınganlıklar göstermiyor. Hakikaten kalpler üzerine kurulu bir topluluk olduğu için.

KENDİNİ İÇERİDEN İYİLEŞTİRMEN GEREK
- Kimler var bu dost meclisinde?
- S.E: Bunu fazlaca konuşmayı sevmiyoruz ama abim (Serdar Erener) var, Nil (Karaibrahimgil) var, Sinan Çetin var. Birçok insan var…

- Birbirinize tavsiyelerde bulunuyor musunuz, roman ve şarkıların yazılma aşamasında?
- S.E: Tabii ki, çok hem de. Bir demo yaptığımda, Elif’e dinletiyorum. Fikrini alıyorum, Elif’e diyorum ki, ‘Hadi birlikte bir şeyler yazalım,’ Yapacağız inşallah.

- Var mı birlikte projeniz?
- E.Ş: Var. Türkiye’de birbirimizi fazla yıpratıyoruz. Çok didikliyoruz. Oysa biz iki kadın, birbirimizden güç alıyoruz. Bu, çok önemli bir şey. Beraber yaratabileceğin şeylerin güzelliğini görüyorsun, ayrı ayrı yarattığın şeylerin güzelliğini görüyorsun. Öbür taraftaki o hırçınlıktan mümkün olduğunca uzak duruyorum.

- İkiniz de 40′a yaklaşıyorsunuz değil mi?
- E.Ş: Evet.
- S.E: Ben geçtim ayol, 44 yaşındayım! Hatta 45… İnsanı yaşlandıran şey, korkular. Bence iyileşme içeriden geliyor. İçeriden kendini iyileştirmen lazım; kafaca, kalpçe… Ben de sanırım biraz da onun dışarıya yansıması var.

- Hangi korkular bitti sizde?
- S.E: Hastalık ve ölüm korkusuyla boğuştum. Çünkü 11 yaşında gerçekten ciddi hasta olunca, sağlıklı bir kız çocuğu gibi yaşayamıyorsun. Hep olmazlar, korkular, yasaklar. Yemek konusunda bile… Şimdi teşekkür ediyorum ülseratif kolite… İyi ki de olmuş. Kendimi onun sayesinde büyütebilmişim.

- Elif Şafak’ı ne büyüttü hayatta?
- E.Ş: Aşk’ı yazarken de kafamı kurcalayan bir şeydi. Hayatımızdaki bu eksiklikler, bu boşluklar, aslında hiçbir zaman sıfır olarak girmiyor o sürece. Hep bir artı olarak giriyor. Çocukluğuma dönüp baktığımda çok içe dönük, çok yalnız bir çocukluk görüyorum: ‘Şu anda buradayım, yarın buradan gideceğim. Yarın bavulumu alacağım başka bir yere gideceğim…’ Bunun verdiği müthiş bir cesaret ve açıklık da oldu ama belli bir yıpranma da oldu. Babamı ve kardeşlerimi görmeden büyüdüm. Bu bende bir boşluk hissi yarattı. Ama uzun vadede onlar da bana birer artı olarak dönmüş. Tabii ki alıp götürdüğü şeyler de çok.

AFFETMEYİ ÖĞRENDİKÇE GENÇLEŞİYORUZ
Kızdığınız insanları zamanla affedebildiniz mi ikiniz de?
- E.Ş: Bence herkes affetmiyor ama insanın aşamaları var, geçmişle ilişkilerimiz zamanla değişiyor. Yani geçmişle ilişkilerimiz yeniden yazılıyor aslında. Tek seferde yazdığınız bir şey değil geçmiş.
- S.E: Aslında yeniden yazsak iyi olur, hani geçmiş dediğin şey senin kaybettiklerin ya bir şekilde… Onlar bir basma kalıp haline geldiğinde, değişmezler haline geldiğinde yaşlanıyorsun bence. Asıl yaşlılığın tarifi benim için o. Değişmeyen, esnemeyen bir kalıp.
- E.S: Affedememek inanılmaz bir yük. Yani öfke de bir yük, kızgınlık da… Devamlı kızgın olmak hayata, nasıl büyük bir yük insanın üstünde. Affetmeyi öğrendikçe gençleşiyoruz.

- Birbirinizden ne öğrendiniz? Birbirinize yönelik eleştiriler yapıyor musunuz?
- E.S: Sınır yok, her şeyi konuşuyoruz biz.
- S.E: O kadar zamansız bir yerde duruyoruz ki, dünyevi şeylerle çok fazla ilgilenmedik. Bu alışverişler bizim konumuz olmadı hiçbir zaman.

alıntıdır

Locations of visitors to this page Toplist